DOLAR

16,9578$% 0.77

EURO

17,4489% -0.63

STERLİN

20,3178£% -0.38

GRAM ALTIN

963,03%-1,49

ÇEYREK ALTIN

1.584,00%-0,68

TAM ALTIN

15.691,78%-0,49

ONS

1.767,71%-2,21

BİST100

2.371,25%-1,44

BİTCOİN

342695฿%2.87591

a
alan18-kopya
alan15-kopya
Canan Çalkayış

Canan Çalkayış

03 Haziran 2022 Cuma

ACI, EZİYET, AFFETME VE BAŞARI

ACI, EZİYET, AFFETME VE BAŞARI
3

BEĞENDİM

ABONE OL

5 yaşında yurda verildi, 6’sında sadist bir ailenin eline düştü,17’ sinde akıl hastanesi, 34’ ünde üniversite öğrencisi…

Marie Balter’ in, Acı, Eziyet, Affetme ve Başarı Öyküsü

Marie Rose Balter, 1930 yılında bekar ve alkolik bir annenin çocuğu olarak dünyaya gelir ve annesinin kendisine bakamaması nedeniyle 5 yaşında yurda verilir. Bir süre sonra Marie İtalyan asıllı bir çift tarafından evlatlık edinilir. Ancak, sonuç vahimdir ki Marie’nın yeni ailesi sadist bir çifttir ve Marie yıllarca bir bodrumda işkenceye maruz kalacaktır.

Sadist çift çevreleri tarafından iyi ve saygın bir aile profiline sahip oldukları için kimse onlardan şüphelenmez. 10 yıl işkenceye maruz kalan Marie ferç geçirir ve depresyona girer. Doktorlar tarafından şizofreni teşhisi konulan Marie hayatının 17 yılını da akıl hastanesinde geçirir ve 34 yaşına geldiğinde şizofreni olmadığına ve ağır depresyon geçirdiği sonucuna varılır.

Bir süre sonra hastaneden taburcu olan Marie Rose Balter, onu bu hâle getirenlerden intikam almak ve onları davaya etmek yerine yeni bir hayat kurmaya karar verir ve geçmişini bir kenara bırakır. İmkânsız denilmesine rağmen eğitim almaya kararlıdır, Salem Üniversitesi psikiyatri bölümünü kazanır. Bu kez de kansere yakalanır ve bu hastalığı da yener.

Marie Rose Balter, akıl hastanesinde yatmış olan Joe ile evlenir ve 6 yıl sonra eşini kaybeder. Eğitimini tamamlayan Marie Rose Balter 58 yaşında, bir zamanlar hasta olarak yattığı akıl hastanesinde yönetici olur ve şu sözleri söyler:

“Eğer affetmeyi öğrenmeseydim bir damla gelişemezdim. Yaşamım ziyan edilmiş bir yaşam olurdu ve bugün bu hastaneye yönetici olarak dönemezdim.

En uzun yolculuk beynimizden yüreğimize yaptığımız yolculuktur.

Affetmek bu yolculuğun en kestirme yolu. Affetmeyi gerektiren her yara, içinde önemli bir dersi barındırır.

Dersi görebilmek için yaranın en ağırıyla yüzleşmek zorunda kalsan bile…”

Hayatta insan oğlunun başına gelmeyecek hiç bir şey yok.

Yeterki ucunda ölüm olmasın.

UCUNDA ÖLÜM YOK…

Unutma ki ölüm olmayan her şeye mutlaka bir çare vardır bu hayatta.

Sürekli olumsuz düşünerek kendini daha fazla üzme.

Kabul ediyorum kolay şeyler yaşamadın. Ve bunları yaşarken de tek başınaydın. Şimdi aynanın karşısına geç ve kendine aynen şu sözleri söyle:

Nelerin üstesinden geldim, bunu mu atlatamayacağım. Ben neleri arkamda bıraktım? Ne fırtınalı denizlerden geçmeyi başarıp gemiyi limana ulaştırdım. Yine yaparım.

Ne iyiliğimi istemeyenleri sevindiririm ne de meydanı düştüğümde yerden kalkmamamı isteyenlere bırakırım. Çıkmazdaysan hayatında her şey üst üste geldiyse ve dertler üzerine yağmur olup yağdıysa sana da

 Hz. Mevlâna’ın şu sözünü hatırlatırım:

Bazen bitmek bilmeyen dertler yağmur olur üstüne yağar.

Ama unutma ki rengârenk gökkuşağı yağmurdan sonra çıkar.

Belki yorulurum belki yıpranırım ama ben ucunda ölüm olmayan hiçbir acıya hiçbir derde teslim olmayacağım.

Hayatın derdi büyükse dertten büyük ALLAH var….

Ben buna inanırım.

Kendime sözümdür

Beş kez düşsem

Altıncı kez ayağa kalkacağım.

Dokuz köyden kovulsam Onuncu köyden size sesleneceğim.

Ucunda ÖLÜM yok…

Devamını Oku

DEĞER Mİ?

DEĞER Mİ?
2

BEĞENDİM

ABONE OL

Kaybettiğinizi düşündüğünüz an şu cümleyi getirin aklınıza “Kalbi güzel olan kaybetse de kazanır.”

İyiler karşılık beklemez. Karşılığını beklemeden iyilik yapan yokken de verebilecek kadar cömert olan ve mutlu ederek mutlu olan insanlar pelerin takmaz ama onlar da birer kahramandır.

Herkesin kendi menfaatini düşündüğü ve karşılıksız hiçbir şey yapmadığı bu hayatta o insanlara denk geldiğinizde şaşırıyoruz. Çünkü herkesin çıkarı kadarsın bu hayatta,  bu bir gerçek. Kimse karşılığını beklemediği bir şey yapmıyor. Herkesin düşündüğü tek şey varsa yoksa kendi çıkarı.

Oysa ne büyük bir zenginlik karşılığını beklemeden yapılan iyilik yokken de verecek kadar gösterilen cömertlik.

Şu da bir gerçek ki öldüğümüzde yanımızda götürebileceğimiz tek şey yaptığımız iyilik. İyiliğe yatırım yapın. Çocuklarınıza karşılık beklemeden iyilik yapmayı ve asıl zenginliğin bu olduğunu öğretin.

Almadan verin. En büyük servetiniz içinizdeki iyilik olsun. Hatta o kadar çok zengin olun ki hiç kimsenin parasının gücü size yetmesin. İnsanlara sadece kendi menfaati için katlananlar karşılıksız hiçbir iyilik yapmayanlar ve sadece kendini düşünenler de asıl zenginliğin gönül zenginliği olduğunu öğrensin.

Kimseden bir şey beklemeyin.

Tutamayacağınız sözler vermeyin.

Dile getirmeyin yaşatmayacağınız sevgiyi.

Sarf etmeyin arkasında duramayacağınız cümleleri.

Yerine getiremeyeceğiniz beklentilere sokmayın kimseyi.

Uğraştırmayın istemediğiniz yanlarınızla mesela.

Kendi kabuğuna çekilmiş kendisiyle vakit geçirmeyi ve mutlu olmayı öğrenmiş insanların girmeyin aklına.

Kısacası boş yere insanlara umut vermeyin.

Düştüğünde kolay olmuyor kalkması ayağa.

Belki de bu durumu en iyi özetleyecek Kral ve Muhafız dan bahsedeyim size.

Bir gün bir kral dondurucu bir kış mevsiminde gecenin soğuğunda nöbet tutan muhafıza Üşümüyor musun? diye sorar. 

Muhafız ben alışığım kralım cevabını verir.

Kral olsun sana sıcak elbise getirmelerini emredeceğim der ve gider.

Ancak bir süre sonra içeri girdiğinde emri vermeyi unutur.

Ertesi gün duvarın yanında muhafızın soğuktan donmuş cesedini görürler; duvara da bir şeyler karalanmıştır ve şu yazmaktadır. Kral’ım soğuğa alışkındım fakat senin sıcak elbise vaadin beni öldürdü.

Bazen biz de tam olarak böyle kendi kabuğumuza çekilmişken yalnızlığa alışmışken ve halimizden memnunken birileri tıpkı bu kral gibi umut verip böyle yapıyor ve bizde beklentiye girip üzülüyoruz. Bu kısırdöngü her defasında böyle kendini tekrar ediyor. Biz de ne akıllanıyoruz ne de insanlara hayır diyebiliyoruz.

Bu iyi niyet bu herkesi kendi gibi sanma alışkanlığı ve bu insanlara hayır diyememe daha çok iş açar bizim başımıza.

MUTLU MU OLMAK İSTİYORSUN?

KİMSEDEN BİR ŞEY BEKLEME derken çok haklıydı Bob Marley.

Üzüntüyle mücadele etmeyi bilmeyenler erken ölürler.

Hayat, zaten başlı başına mücadelenin ta kendisi ama öyle bir şey var ki ekstra mücadele etmemiz gereken, mücadele ettiğimizde ve kendimizi ellerine teslim ettiğimizde bizi mide ülserine götürecek kadar önemli bir şey :ÜZÜNTÜ.

Mide ülserlerine yedikleriniz neden olmaz. Ülserler sizi yiyenlerden oluşur diyor

Dr. Joseph Montague.

Unutmamamız hatta hafızamıza kazımamız gereken bir detay bu.

Uğruna üzüldüğümüz insanları ve olayları gözümüzün önüne getirip kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:       

DEĞER Mİ ?

Evet değer mi?

Ne günahlar işliyoruz tövbeler ediyoruz ve Allah’ın affına sığınıyoruz, o da bizi affediyor ama sağlık affetmiyor.

Üzüntünün bedelini sağlığımızla ödeyeceğimizi unutmayın. Üzüntüyle baş etmeyi bilmeyenler erken ÖLÜRLER……

Kaybettiğinde tekrar kazanabilirsin, düştüğünde tekrar kalkabilir, ağladığında tekrar gülebilirsin ama sağlığın gittiği zaman geri getiremezsin.

Şimdi tekrar sor kendine:

DEĞER Mİ?………

Devamını Oku

BİR DEFNE YAPRAĞI OLALIM

BİR DEFNE YAPRAĞI OLALIM
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Güveniyoruz, hissediyoruz sonra bir şeyler yolunda gitmiyor ve kendimizi büyük acıların içinde buluyoruz. Kırılıyoruz. Bunun intikamını da bir sonrakinden alıyoruz.

Kırıldık ya, incindik ya, kırmamız lazım, incitmemiz lazım diyoruz.

Oysa defne yaprağı kırılınca etrafına güzel kokular saçan nadir bitkilerdendir. Keşke ben sen, keşke hepimiz bir defne yaprağı olabilseydik de her kırılmamızda güzel kokularımızı saçabilseydik etrafımıza. Maalesef bir kere kırıldık diye herkesi kırıyoruz ama hiçbir zaman şu soruyu da kendimize sormuyoruz.

YA KIRDIĞIM BU KALBİ ALLAH SEVİYORSA 

Gelin buna birde güzel değerini  ve önemini vurgulayan bir hikayeden bahsedeyim.                                    Bir baba bir gün oğluna her kırdığın insan için şu tahtaya bir çivi çak der.

Oğlu babasının dediğini yapar ve her kırdığı insan için tahtaya bir çivi çakar. Bir süre sonra bakar ki tahta çivilerle dolmuş taşmış. Çivilerle dolan tahtayı babasına gösterir. Baba oğluna peki şimdi kırdığın insanların gönlünü al ve her aldığın gönül için bir çiviyi sök der. Oğlu kendisine söyleneni yapar ve babasının yanına çivileri söker gelir ama tahta delik deşiktir.

Baba tahtayı eline alır ve oğluna şöyle der.          

İnsan kalbi bu tahta gibidir oğlum, kırdığın kalbi belki onarırsın ama izi her zaman kalır.                                     

“Kâfir bile olsa hiç kimsenin kalbini kırma. Kalp kırmak Allah Teâlâ yı incitmek demektir” diyen Ahmet Yesevi

“İncinsen de incitme” diyen Hacı Bektaşı Veli

“Bir bahçeye giremezsen durup seyran eyleme. Bir gönül yapamazsan yıkıp viran eyleme” diyen Yunus Emre sonuna kadar haklıydı.

Örnek almalıydık. Karıncayı bile incitmem deme “ bile “ den incinir karınca.

Söz söylemek irfan ister, anlamak insan

Devamını Oku

HERKES BİR GÜN GİDER

HERKES BİR GÜN GİDER
9

BEĞENDİM

ABONE OL

Herkes gider mi ? Gitmez deme. Menfaati biten işi biten sevgisi biten Özlem’i biten herkes bir gün gider.

Gün gelir seni gerçekten seviyorum diyen insanlar bile arkasına bakmadan çeker gider. Arkasında bıraktığı enkazı düşünmeden hiç içi sızlamadan çeker ve gider.

O yapmaz bu yapmaz diyerek hayatımıza aldığımız insanların tam olarak her şeyi yaptığını görmek gerçekten çok ürkütücü. Verdikleri hasarın farkında olmayan insanlara neyi anlatacaksın.

Üzülmesin diye bin kere düşündüğün insanlar bir kere düşünmez mi hiç?

Karakteri hatalar belirlemez yapılan hatalar sonrası duruş belirler.

Ben bunu sana nasıl yaptım diye üzülmeyen insana neyi anlatacaksın. Vicdanı olan anlar ama olmayanda AKIL neye yarar.                                     

O halde hayatının merkezine başkalarını değil kendini koy. Kime gidersen git hangi duvara yaslanırsan yaslan kendinden sağlam duvar bulamazsın bu hayatta. Neden mi? Çünkü insan yalnızca kendinden emindir.

Güven veren her şey herkes yine de biraz şüphe barındırır. İnsanın canı o kadar yanmıştır ki herkesin kendisine bir gün yarım bırakacağını sanır.

Aslında haklıdır.

Başımıza kötü bir şey geldiğinde birilerine sığınmak isteriz. Birilerinin yanımızda olduğunu hissetmek isteriz. Çünkü insan en kötü anında tutacak bir el sarılacak bir beden arar ama genellikle bulamaz.

Bana soracak olursanız insan kendini bir gün herkesin gideceği ve düştüğünde kendisine yine el uzatacak kişinin kendisi olacağı şekilde yetiştirmeli.

Mesela kendini daha çok sevmeli çünkü sevgisiz kaldığında yine en çok sevgiyi kendi kendine verecek.

Geçenlerde şöyle bir cümleye denk gelmiştim. HER TUĞLADAN DUVAR OLMUYOR yaslanınca anlarsın. Düştüğün zaman senin yanında olduğunu sandığın insanlarla değil, yine ayağa sen kalkacaksın. Hatta bazen öyle sert düşeceksin ki yanında olduğunu sandıklarının aslında yanında olmadıklarına üzülmeye fırsatın bile olmayacak. Çünkü bir an önce ayağa kalkman gerekecek ve ayağa kalkmak için mücadele vereceksin. İnsanlara değil kendine güveneceksin.

Konduğun dalın kırılması korkutmasın seni. Senin KANATLARIN var. Başına bir şey geldiğinde ya da kapını acılar çaldığında bütün bunları atlatmak için bir başkasına ihtiyacın yok. KENDİNE ihtiyacın var.

YANLIZCA kendine daha sıkı sarılmana, kendini daha çok sevmene ihtiyacın var. Bir şey olduğunda birilerine sığınma isteğini bir köşeye bırak sadece kendine yaslanmayı öğrenmeye ihtiyacın var. Kendimize yaslanmayı öğrenmeliyiz. Çünkü yanımızda olduğuna inandığımız insanlara yaslanmayı onlara sığınmayı sürdürmek yalnızca günü kurtarır. Kendimizi insanların bizi bir gün yarım bırakacağı ihtimalini aklımızdan çıkarmayacak şekilde yetiştirirsek sorunlarla daha iyi başa çıkarız ve onları daha çabuk yenebiliriz.

Dal bir gün kırılır ama insanı yere düşürmeyecek olan yine kendi KANATLARIDIR. 

Geçmişinle değil bugününle yaşa. Yaşanıp biten şeyler için üzülmenin anlamı yok. Dünün geri gelmesini beklemene de hiç gerek yok. Dün asla geri gelmeyecek. Yarın ise belirsiz. Önemli olan şu; anını yaşaman ve sahibi olduğun şeylere sımsıkı sarılman.

Bak bu yazıyı okuyana kadar bile hayatından giden saniye gitti. Zamanın en büyük servetin olsun. Kime ayırdığına dikkat et. Kiminle paylaştığına dikkat et.    

Gelin size bugünün değerini ve önemini vurgulayan zaman hikayesinden bahsedeyim.

Bilenleriniz hatırlar belki bu meşhur zaman hikayesini ama yalnız bu hikaye gerçekten de insana yaşadığı bugünün değerini dildiriyor.                                          

Her sabah hesabınızda 86.400 TL yatırılan bir banka düşünün. Gün boyu harcamakta veya harcamamakta özgürsünüz. Parayı istediğiniz şekilde kullanabilirsiniz. Yalnız bu oyunun şöyle bir kuralı var. Harcamayı başaramadığınız tutar ertesi güne asla devretmez akşam hesabınızdan geri çekilir ve bu paranın hiçbir bölümünü ne sebeple olursa olsun saklayamazsınız. Bir önceki günün tutarının tamamını harcamış da olsanız ertesi sabah yine 86.400 TL bulacaksınız. Nasıl ama çok keyifli değil mi? Farkında olsanız da olmasanız da aslında hepimizin böyle bir bankası var.                                                     

ADI, ZAMAN BANKASI: Her sabah 86.400 saniye hesabımıza yatıyor ve o gün daha fazlasını isteseniz de harcayamıyorsunuz. Kullanamadığınız kısım ise akıp gidiyor ve hesabınızdan siliniyor. Asla ama asla hiçbir şekilde devretmiyor.

Bu güzel banka size her gün yeni bir hesap açıyor ve her akşam günün bakiyesini siliyor. Eğer günlük hesabınızı en doğru şekilde kullanamadıysanız zarar size ait. Geriye dönüş yok. Yarından avans çekmek hiç yok. Bugünü, bugünkü hesaptan yaşamalısınız.

Zaman ne sizi ne de bir başkasını bekler. Dün mazi oldu. Yarın ise muamma. Bugün ise avuçlarımızın içine en güzel şekliyle sunulmuş bir ARMAĞANDIR.                                 

Ne kadar üzücüdür ki, bizim değerini bilmediğimiz BİR GÜNE, KELEBEK ÖMÜR diyor. 

Devamını Oku

YENİDEN BAŞLA

YENİDEN BAŞLA
2

BEĞENDİM

ABONE OL

Hayat her zaman insana güzellikler getirmez ama bizler güzel görünüp güzel dallarından tutarsak her şey güzel olur.

Bunun içerisinde üslup ses tonu çok önemli

İki kişi sesli tartışsa içlerinden biri diğerinden daha sessiz söylese sessiz söyleyeni insan daha çok duyar.

Bir tutamda içerisine üslup koyarsak iki kişinin tartışması bitmese bile birbirini anlamaya iter.

Hayatta hiçbir şey için geç kalmak diye bir şey söz konusu bile olmasın hayatınızda.

Tek çaresizlik ölüm.

Her şeyin bir telafisi ve bir çaresi mutlaka vardır. Yeter ki siz yeniden başlamayı seçin

Vazgeçmek en kolayı, asıl mesele yeniden başlamak.

Etrafınızdaki güzellikleri görün.

Gören gözlerinizi duyan kulaklarınızı yürüyen ayaklarınızı ve tutan ellerinizi görün ve hayata tutunmak için sebeplerinizi hatırlayın.

Herkesin bir sebebi mutlaka var.

Yeter ki o sebeplere sıkı sıkı tutunalım ve hayata yeniden başlayalım.

Bu yeni başladığımız hayatta olumsuzlukları bir tarafa koyalım olmasını istediğimiz şeyleri ele alalım.

İlk sıraya kendimizi alalım kendimize değer verelim yapmak istediğimiz şeye önce kendimiz inanalım ufak şeylerden mutluluklar çıkaralım.

Hepimizin ihtiyacı olan en önemli şey mutluluk.

Mutlu olmak, siz mutlu olursanız çevrenizde ailenizde çocuklarınızda mutlu olur.

Mutlu olmak kanaat etmekle başlar.

Elinizde olanlarla mutlu olun, olmasını istediklerinizle de hayaller kurun.

Yanınızda olanlara iyiki varsınız deyin, olan şeylerinize şükür edin, hayatın iyi dallarını tutun.

Siz mutlu olursanız çevrenizde mutlu olur, olmasa da sizi örnek alır.

Siz istikrarlı bir şekilde elinizdekilerle mutlu olursanız gerçeklerinizi kabul edip bu benim, ben bununla mutluyum der, olanınızla mutlu olursanız, mutlu olduğunuzda sizi daha çok mutlu etmek için çabalar.

Burada bir örnek verelim; Çocuğunuzdan bir beklentiniz var, o beklenti ile mutlu olmak istersiniz, çocuğunuz o beklentinizi karşılayamazsa mutsuz olursunuz, onu da mutsuz edersiniz.

Oysa, çocuğunuzun gücünün yettiği kadar getirdiğine kanat etseniz, onun getirdiğiyle mutlu olursanız, sana güveniyorum, sende elinden geleni yapmışsındır bundan şüphem dahi yok diyerek çocuğunuzun getirdiği ile mutlu olursanız formülü bulmuşsunuz.

Mutluluk dediğimiz şey, güzel bakıp güzel görmek. Hele bu baktığımız çocuğumuzsa,  onu başkalarıyla kıyaslamak, onunla mutlu olmak yerine kıyaslama yapılırsa inanın oda sizi kıyaslayacaktır

Şunun annesi böyle, onun babası böyle deyip mutlu olup yetinmek yerine başkalarıyla kıyaslanıp kendinizi hiç yere mutsuz etmektir ve bütün sıkıntıların başladığı yerdir.

Kıyaslama yaparken, evlatlarımıza veya çevremize kendinizden daha çaresiz yaşayan insanları gösterin. Şükür ve kanaatkâr insanların yaşantılarından örnek gösterin.

Ve en kıymetlisi elinizdeki olan şeylerle mutlu olun

Kendinizi yorgun hissetseniz bile,

Başarı sizden kaçsa bile,

Bir hata size zarar verse bile,

Hatta ihanet size acı verse bile,

Bir hayaliniz yok olsa bile,

Gözyaşlarınız gözlerinizi yaksa bile,

Kimse gayretinizi fark etmese bile,

Nankörlük ödülünüz olsa bile,

Ve hatta her şey bir hiç olsa bile,

Vazgeçme.

Yeniden başla.

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.